Giriş
Haksız fiilden kaynaklı tazminat, Türk Borçlar Kanunu 49 ve devamı maddelerinde öngörülmüştür. Her hukuki işlemde olduğu gibi haksız fiilden kaynaklı tazminat davalarında da dava açmak için TBK md. 72 hükmünde bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür.
Haksız Fiilden Kaynaklı Tazminat Davalarında Zamanaşımı
Türk Borçlar Kanunu;
“I. Kural
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.”
Madde metninde belirtildiği üzere haksız fiilden kaynaklı tazminat davalarında zamanaşımı süresi kural olarak 2 ve 10 yıldır.
⚠️ 2 yıllık zamanaşımı süresinin haksız fiili ve haksız fiili işleyen sorumluyu öğrenme tarihinden itibaren başladığına dikkat etmek gerekir.
Uygulamada mahkemeler, tazminat davalarında 2 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcının belirlenmesi konusunda hatalı kararlar verebilmektedir. 02.03.2026 tarihinde Resmi Gazete‘de yayımlanan Anayasa Mahkemesi 2021/52229 başvuru numaralı kararında da mahkemeye erişim hakkı kapsamında yapılan incelemede ölçülülük ilkesi bağlamında ihlal karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Kararına Konu Olay
Başvurucu, bir apartmanda kiracı olarak ikamet etmekteyken yan dairesinde yangın çıkması sonucu zarar görmüştür. Başvurucu, yangın çıkan dairedeki komşusuna karşı sigorta şirketinin ödemesinden sonra kalan bakiye zarar miktarı için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000 TL tazminat talebiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.
Yangın çıkan dairede oturanlar, yangının çıkmasına mutfak tüpünün sebep olduğunu belirterek gaz satışı yapan Şirkete karşı Mahkemede dava açmıştır. Yargılama neticesinde bilirkişi raporuyla mutfak tüpünün sibop kısmının arızalı olduğu tespit edilmiş ve yaşanan olayda Şirketin sorumlu olduğu yargı kararıyla belirlenmiştir. Başvurucunun açtığı tazminat davasında, yangın çıkan dairede oturanların açtığı tazminat davası bekletici mesele yapılmıştır.

6/11/2014 tarihli duruşmada; bekletici mesele yapılan davada yargı kararıyla kusurun tespit edildiği, mutfak tüpünün sibop kısmının arızalı olduğu, yangının ortaya çıkmasında gaz satışı yapan Şirketin kusurunun bulunduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, Şirketin sorumlu olduğunun yargı kararıyla tespit edilmesi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinde 17/11/2014 tarihinde Şirkete karşı da tazminat davası açmış, bu dava başvurucunun yangının çıktığı dairede oturanlara karşı açtığı tazminat davasıyla birleştirilmiştir.
Mahkeme 22/10/2015 tarihli kararıyla; yangının çıktığı dairede oturanlara karşı açılan asıl dava yönünden anılan kişilerin kusuru olmadığının yargı kararıyla kesinleştiğini, yangında Şirketin kusurunun sabit olduğunun tespit edildiğini belirterek bu nedenle davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun gaz satışı yapan Şirkete karşı açtığı birleşen bu davanın dava tarihinde yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davalı Şirket aleyhine olaydan yaklaşık 5 yıl sonra 17/11/2014 tarihinde davanın açıldığı dikkate alındığında zamanaşımı itirazının da süresinde yapılmış olması nedeniyle Şirket hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Temyiz istemi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 15/9/2021 tarihinde onama kararı vermiş, başvurucu, nihai karara karşı bireysel başvuruda bulunmuştur.
Haksız Fiilden Kaynaklı Tazminat Davalarında Zamanaşımı Başlangıcı AYM Kararı

Anayasa Mahkemesi 04.11.2025 tarihinde 2021/52229 numaralı bireysel başvuru hakkında;
“…İlkelerin Olaya Uygulanması
44. Başvurucunun konutu 9/10/2009 tarihinde yan dairesinde gerçekleşen yangın nedeniyle zarar görmüş ve yangın çıkan dairedeki komşusuna karşı başvurucu 13/9/2010 tarihinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla toplam 10.000 TL haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat talepli dava açmıştır. Aynı zamanda yangın çıkan dairedeki kişiler, yangının mutfak tüpünden çıktığından bahisle gaz satışı yapan Şirkete karşı aynı Mahkemede dava açmıştır. Başvurucunun açtığı tazminat davasında, anılan dava bekletici mesele yapılmıştır. 6/11/2014 tarihli duruşmada; tüpün değişimi sırasında sibobundaki arıza nedeniyle yangının çıktığı, kusurun Şirkette olduğunun bahsi geçen davada kabul edildiği belirtilmiştir. Başvurucu anılan karardaki kusur tespiti üzerine 17/11/2014 tarihinde Şirkete karşı tazminat talepli dava açmıştır. Başvurucunun açtığı tazminat davaları birleştirilmiş, yangının çıktığı dairedeki komşuya karşı açılan dava yönünden kusur bulunmadığından davanın reddine; Şirkete karşı açılan birleşen dava yönünden ise olay tarihinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi içinde dava açılmadığı gerekçesiyle zamanaşımından davanın reddine karar verilmiştir.
45. Haksız fiilden kaynaklanan tazminat talebine ilişkin açılan davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığını tespit etmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Anayasa Mahkemesinin bu yönüyle yapacağı denetim mahkemenin yaptığı değerlendirmenin sonucu itibarıyla ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yükleyip yüklemediği hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir (İsmail Avcı [1. B.], B. No: 2019/12190, 22/2/2022, §§ 37-56). Başvurunun koşulları dikkate alındığında müdahalenin elverişliliği ve gerekliliği yönünden bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir. Buna göre müdahalenin yukarıda değinilen amaçları ile kullanılan aracın ve dolayısıyla başvurucuya yüklenen külfetin ağırlığı karşılaştırılarak orantılılık ölçütü yönünden sonuca varılacaktır.
46. 818 sayılı mülga Kanun’un 60. maddesinde ve 6098 sayılı Kanun’un 72. maddesinde haksız fiile ilişkin zamanaşımı düzenlenmiştir. Dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 60. maddeye göre 1 yıl, 6098 sayılı Kanun’a göre ise 2 yıl ve her iki Kanun’da da her hâlükârda 10 yıllık bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Ayrıca haksız fiilin suç teşkil etmesi durumunda ceza kanunu daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüşse ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği de anılan maddede düzenlenmiştir. Bahsedilen zamanaşımı sürelerinin ne zaman başlayacağına ilişkin ise kanunların lafzı ve Yargıtay içtihadı incelendiğinde öncelikle haksız fiilin meydana gelmesi gerektiği kabul edilmiştir. Haksız fiil oluşması için ise ortada hukuka aykırı bir fiil, fiili işleyenin kusuru, oluşan bir zarar ve doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağının bulunması gerektiği Yargıtay kararlarında gösterilmiştir. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemeyeceği vurgulanmıştır.
47. Haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkının zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmesinden itibaren başlayacağı, dolayısıyla haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zarar gören, zararın varlığını ve zarar vereni bilmediği sürece zamanaşımı süresinin başlamayacağı kanunda ve Yargıtay kararlarında kabul edilmiştir. Ayrıca kısa olan zamanaşımı süresinin başlaması için zarar görenin, her ikisini de öğrenmiş olması gerektiği, bunlardan sadece birini öğrenmiş olmasının kısa zamanaşımı süresinin işlemesi için yeterli olmadığı kararlarda belirtilmiştir.
48. Anılan değerlendirmeler çerçevesinde somut olay incelendiğinde yangın sebebiyle başvurucunun bir zararının oluştuğu sabittir. Bu zarar başvurucudan kaynaklanmamakta olup yan dairesinde çıkan yangın sebebiyle oluşmuştur. Başvurucu burada üçüncü kişi konumundadır. Dolayısıyla yangın çıktığında kusurun kaynağı belirlenebilir olmadığından gerçekliğe göre yangının çıktığı dairedeki komşusuna karşı asıl davasını açmıştır. Kaldı ki yangının çıktığı dairede oturanlar da kusur belirlenebilir olmadığından zararları için Şirkete karşı dava açmıştır.
49. Davaya konu söz konusu zararın ve kusurun tespit edilmesi teknik değerlendirmeler içermekte olup belli bir uzmanlık gerektirmektedir. Mahkeme bu nedenle zararın boyutunun belirlenebilmesi ve kusurun tespit edilmesi için bilirkişi raporuna ihtiyaç duymuş; bu konuda yangının çıktığı dairedekilerin açtığı davayı bekletici mesele yapmıştır. Başvurucu, bekletici mesele yapılan davada taraf olmadığı için 6/11/2014 tarihli duruşmada gaz satışı yapan Şirketin olayda kusurunun olduğunu öğrenmiş ve dava açmıştır. Dolayısıyla davanın niteliği gözönüne alındığında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu ortaya çıkan kusur tespitini yargılamanın başlangıcında başvurucudan bilmesini beklemek mümkün gözükmemektedir.
50. Eldeki başvuruda başvurucunun olay tarihi itibarıyla davaya konu zarara ilişkin tazminat yükümlüsünü tespit edebilmesinin mümkün olmadığı, tazminat yükümlüsünün ve kusurun ancak bilirkişi raporuyla belirlenebildiği ve bu raporun ise beş yıl sonra duruşmada öğrenilebildiği gözetilmelidir. Üstelik başvurucunun bu sürenin uzamasına yönelik bir kusuru da ortaya konulamamıştır. Bu durumda Mahkemenin zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden zarar vereni (tazminat yükümlüsü) öğrenme kavramını dar yorumlamak suretiyle başvurucunun kusur sahibini olay tarihinde bilebilmesinin mümkün olmadığı hususunu dikkate almaması, başvurucunun tazminat talep edebilme imkânını ortadan kaldırmıştır. Bu durumda somut olayın koşulları dikkate alındığında zamanaşımı süresinin başlangıcına ilişkin kusurun tespitinin öğrenilmesine imkân tanımayan ve başvurucunun bilgisi dışında gerçekleşen, ileri sürülmüş olmasına rağmen ceza zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin bir değerlendirme de yapılmadan haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıllık sürenin uygulanması gerektiğiyle ilgili kategorik yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır…” şeklinde gerekçe ile, zamanaşımı süresinin başlangıcı konusunda hatalı değerlendirmede bulunan mahkemenin ölçülülük ilkesi bağlamında mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.
Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.
ESKİŞEHİR AVUKAT CANSU ÖNÇLER UYANIK






