GİRİŞ
Yükseköğretim kurumlarında çeşitli nedenlerle üniversite öğrencilerine uygulanan disiplin cezaları, idari yaptırımlar arasında ağır sonuçlar doğurabilen yaptırımlardan biridir. Zira bu cezalar, öğrencilerin yalnızca akademik statüsünü değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerini—özellikle eğitim hakkını—doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle disiplin hukukunun, ceza hukukuna özgü bazı temel ilkelerle (özellikle suçta ve cezada kanunilik ilkesi) sıkı bir ilişki içinde olduğu kabul edilmektedir.
Bugünkü yazıda, Anayasa Mahkemesinin 11.12.2025 tarihli ve 2025/79 E., 2025/257 sayılı kararı kapsamında disiplin soruşturmalarında üniversite öğrencilerine yasal olarak verilmesi zorunlu savunma hakkının uygulamadaki yansımasına değinilecektir.
Üniversite Disiplin Cezalarının Hukuki Niteliği

Üniversite öğrencilerine verilen disiplin cezaları, Yükseköğretim Kanunu’nun 54. maddesinde öngörülmüştür. İşlediği fiilin niteliğine göre değişmekle birlikte disiplin cezaları kınama, uzaklaştırma ve yükseköğretim kurumundan çıkarma şeklinde özetlenebilir. Bu disiplin cezaları klasik anlamda bir ceza hukuku yaptırımı olmasa da:
- Ağır sonuçlar doğurabilir (örneğin okuldan atılma, bir yarıyıl için uzaklaştırma vb.),
- Üniversite öğrencisinin mesleki geleceğine doğrudan etki edebilecek niteliktedir,
- Temel haklara müdahale eder,
- İdarenin “kamu gücü” kapsamında uygulanır.
Üniversite öğrencilerine sunulan eğitim ve öğrenim hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla düzenlenen disiplin suç ve cezaları öğrencilerin özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı, ifade özgürlüğü, eğitim hakkı gibi pek çok hak ve özgürlüğüne sınırlama getiren bir nitelik taşımaktadır. Bu itibarla disiplin suç ve cezaları sebebi veya sonucu itibarıyla çeşitli temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması sonucunu doğurabilir.
Bu yönüyle disiplin cezaları, idari yaptırım niteliğinde olmakla birlikte, ceza hukukunda öngörülen bazı güvencelere tabi olmalıdır. Bu bağlamda disiplin soruşturmalarında özellikle Anayasal şu ilkeler önem taşır:
- Kanunilik,
- Belirlilik,
- Ölçülülük,
- Savunma hakkı.
Anayasa Mahkemesi’nin Güncel İptal Kararının Konusu
17 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi 2025/79 E., 2025/257 sayılı kararı, üniversite öğrencilerinin disiplin sürecine ilişkin kritik bir sorunu ele almaktadır: Savunma hakkı.
Yükseköğretim Kanununun 54. maddesinin 1. fıkrasında, öğrencilere uygulanacak disiplin cezaları ve bu cezaları gerektiren disiplin suçları, 2. fıkrasında tekerrür hali, 3. fıkrasında disiplin amirlerine ilişkin hükümlere yer verilmiş; 4. fıkrasının a bendinde de disiplin soruşturmasına, disipline konu olayın öğrenilmesiyle derhal başlanacağı ve soruşturmanın en geç 30 gün içinde sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin 5. fıkrasında ise disiplin soruşturması başlatılan öğrencinin savunma hakkı düzenlenmiştir. Anılan fıkranın (a) bendine göre hakkında disiplin soruşturması açılan öğrenciye isnat edilen suçun neden ibaret olduğu, savunmasını yapacağı tarihten en az 7 gün önce yazılı olarak bildirilir. Söz konusu bendin birinci cümlesinde yer alan “Hakkında disiplin soruşturması açılan…” ve “…isnat edilen suçun neden ibaret olduğu,…” ibareleri, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla itiraz konusu yapılan kuralların bir kısmını oluşturmaktadır.
Mahkeme önüne gelen somut norm denetimi başvurusunda temel tartışma şudur:
“Üniversite öğrencilerinin disiplin soruşturmalarına ilişkin olarak savunma hakkını düzenleyen itiraz konusu kurallarda yer verilen kavramların idarenin farklı uygulamalarına neden olacak şekilde belirsizlikler içerip içermediği, bu durumun öğrencinin savunma hakkını etkili bir şekilde kullanmasını sağlayacak şekilde bilgilendirilmesine imkan tanıyıp tanımadığı.“

Disiplin Cezaları ile İlgili Kararın Temel Gerekçesi:
Anayasa Mahkemesi kararında öne çıkan temel ilke:
1. Disiplin Cezaları İçin de Geçerli Olan “Hukuki Güvenlik ve Belirlilik İlkesi”
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154).
2. Üniversite Öğrencilerinin Savunma Hakkına İlişkin Değerlendirme
Anayasa Mahkemesi kararında özetle, itiraz konusu hükümlerin belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırı olmadığından Anayasa’ya aykırı olmadığı yönünde karar vermiştir. Karar gerekçesinde;
“…2547 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (5) numaralı fıkrasında disiplin amirince hakkında disiplin soruşturması açılan öğrencinin bir soruşturmacının görevlendirilmesiyle birlikte başlayan süreçte savunma hakkına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
18. Anılan fıkranın itiraz konusu ibarelerin de yer aldığı (a) bendinde, hakkında disiplin soruşturması açılan öğrenciye isnat edilen suçun neden ibaret olduğunun savunmasını yapacağı tarihten en az yedi gün önce yazılı olarak bildirileceği, söz konusu fıkranın itiraz konusu (d) bendinde ise soruşturmanın öğrencinin kendini gereği gibi savunmasına imkân verecek şekilde yürütüleceği hüküm altına alınmıştır.
19. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında, öğrenciye verilebilecek disiplin cezaları ve bu disiplin cezalarını gerektiren eylemlerin hangileri olduğu belirtilmiştir. Hakkında disiplin soruşturması açılan öğrenciye isnat edilecek suçun da anılan fıkrada sayılanlardan biri olacağı açıktır.
20. Hakkındaki isnadı bilmeyen kimsenin savunma yapması mümkün olmadığından isnat, anılan kişinin savunma yapabilmesi için kişiye bildirilmektedir. Bu nedenle de bildirimde, ilgilinin hangi fiil ile itham edildiğinin ve hangi disiplin suçunu işlediğinin açıklanması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle ilgili, isnadın sebebinden ve niteliğinden haberdar edilmelidir. İlgilinin hangi fiili nerede ve ne zaman işlediği (disiplin suçunu oluşturan olay/olaylar) isnadın sebebini oluşturur. Bunların soyut olarak değil ilgilinin savunma hazırlayabilmesine yetecek şekilde açıklanması gerekir. Böylelikle ilgili, soruşturmaya konu fiili nerede ve ne zaman işlemekle itham edildiğini bileceğinden savunmasını buna göre yapabilecektir.
21. Fiilin hukuki yönden nitelendirilmesi ise isnadın niteliğidir. İsnadın niteliği hakkındaki bilgi de savunma yapmaya yetecek düzeyde olmalı ve ilgilinin işlemekle itham edildiği fiilin hangi normu ihlal ettiği belirtilmelidir. Disiplin süreci esnasında fiilin hukuki niteliğinin değişmesi durumunda da ilgili bu değişiklikten haberdar edilmelidir (AYM, E.2022/87, K.2022/121, 13/10/2022, § 16). Dolayısıyla hakkında disiplin soruşturması açılan öğrenciye isnat edilen suçla ilgili olarak bildirim yapılırken anılan hususların gözetileceği açıktır.
22. Öte yandan maddenin (5) numaralı fıkrasının itiraz konusu (d) bendinde soruşturmanın öğrencinin kendini gereği gibi savunmasına imkân verecek şekilde yürütüleceği belirtilmiştir. Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde kişinin isnadın sebebi ve niteliğini içerecek şekilde bilgilendirilerek savunma yapmasını sağlayacak kanuni bir çerçevenin bulunduğu anlaşılmaktadır.
23. Ayrıca disiplin soruşturmasında uyulacak esasların düzenlendiği (6) numaralı fıkranın (ç) bendinde soruşturmacının, hakkında soruşturma açılan kişi ve eylemlerle sınırlı olmak üzere soruşturmayı yürütüp tamamlayacağı hüküm altına alınmış, bu suretle öğrencinin bilgilendirilmediği ve dolayısıyla savunmasının alınmadığı hususların söz konusu soruşturmaya konu edilmemesi güvence altına alınmıştır.
24. Bunun yanı sıra Kanun’un 54. maddesinin (10) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, verilen disiplin cezalarına karşı on beş gün içinde üniversite yönetim kuruluna itiraz yolunun öngörüldüğü açık olup ayrıca bu cezalara karşı idari yargıda iptal davası açılması mümkündür. Kaldı ki anılan fıkranın (e) bendinde de disiplin cezalarına karşı itiraz hakkı kullanılmadan da idari yargı yoluna başvurulabileceği öngörülmüştür.
25. Dolayısıyla disiplin soruşturmasına muhatap olan öğrencinin savunma hakkını etkili bir şekilde kullanabilmesi bakımından yeterli güvencelerin kurallar kapsamında öngörüldüğü, disiplin soruşturması sonucunda verilecek cezaya karşı idari ve yargısal başvuru yollarının bulunduğu gözetildiğinde kuralların yükseköğretim öğrencilerinin disiplin soruşturmasında savunma hakkının gereği gibi kullanılmasını sağlayacak güvenceleri içerdiği, dolayısıyla hukuk devleti ilkesi kapsamında belirlilik koşulunu sağladığı sonucuna varılmıştır.
…Kanun’un 54. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin İkinci Cümlesinin İncelenmesi
27. İtiraz konusu kuralda savunmanın yazılı olarak yapılması hâlinde soruşturmacının ilgili kişiye ek sorular sorabileceği hüküm altına alınmıştır.
28. Disiplin soruşturması kapsamında ek soruların hangi hâlde ve kim tarafından sorulacağı herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak kanunla açıkça düzenlenmiştir.
29. Öte yandan ek soru sorulması konusunda soruşturmacının yetkili kılınmasının, yazılı olarak sunulan savunmanın olayın aydınlatılması bakımından yeterli olmaması durumunda savunmaya ilişkin eksikliklerin tamamlanması amacıyla getirildiği açıktır. Bu kapsamda ilgiliye sorulacak soruların soruşturmaya konu eylemlere ve bu eylemlerin aydınlatılmasına ilişkin olacağında şüphe bulunmamaktadır.
30. Dolayısıyla idareye tanınan ek soru sorma yönündeki yetkinin keyfî uygulamalara neden olacak şekilde belirsizlik içerdiği söylenemez.
31. Hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacıyla çıkarılması gerekir. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı; genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa söz konusu düzenlemede amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusu olacaktır (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 141).
32. Savunmanın yazılı yapılması hâlinde idareye kişiye ek soru sorulabilmesine ilişkin yetkinin verilmesiyle soruşturmaya konu eylem ve iddiaların aydınlatılmasının amaçlandığı, bu itibarla kuralın kamu yararı amacı dışında bir amaç taşımadığı anlaşılmaktadır…” şeklinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.
AYM Kararı Kapsamında Disiplin Cezaları ve Savunma Hakkına İlişkin Kısa Bir Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi kararı, itiraz başvurusunun reddine ilişkin olmakla birlikte, uygulamada sıklıkla göz ardı edilen hususlara değinmesi nedeniyle önem taşımaktadır.
Savunma hakkı, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olup, isnat edilen suç veya failin kimliğinden bağımsız olarak hakkında yaptırım uygulanacak kişiye tanınması zorunlu temel haklardandır. En ağır suçlu bile savunma/savunulma hakkına sahiptir çünkü adalet yalnız masumlar için değil, herkes için vardır. Hukuk devleti olmanın gerektirdiği en önemli unsurlarından biri de budur.
Üniversiteler, özerk yapısının bir sonucu olarak disiplin sürecini kendi içinde yürütür ve süreç ile sonuç cezaların denetimi yargı yoluyla mümkündür. Ancak bir disiplin cezasına maruz kalan çoğu üniversite öğrencisi, usule uygun bir süreç yürütülmemesine rağmen okulda dışlanmamak, göze batmamak veya “daha kötüsü” ile karşılaşmamak için hakkında verilen disiplin cezaları ile ilgili yargı yoluna başvurmaktan çekinmektedir.
Üniversitelerde disiplin süreçleri, öğrencilerin hocaları tarafından yürütülmekte ve bu da öğrenci üzerinde ekstra baskı ve korku yaratmaktadır. Yargı önüne gelen veya hukuki danışmanlık vesilesiyle öğrendiğim pek çok olayda disiplin süreci hakkında öğrenciye detaylı bilgi verilmediği, disiplin soruşturması konusu olayla alakalı öğrenciye somut bir isnatta bulunulmadığı, eldeki verilerin ve ithamların öğrenci ile paylaşılmaksızın soyut ifadelerle savunma yapmasının istendiği, tebligatların Whatsapp veya sözlü arama şeklinde usulsüz olarak yapıldığı görülmektedir. Üstelik disiplin sürecini yürüten akademisyenler dışındaki diğer akademisyenlerin, süreç haricinde usulsüz şekilde öğrencileri davet edip konu hakkında bilgi edinmeye çalıştıkları ve bunları disiplin sürecini yürüten ilgililere aktardıkları da ne yazık ki bilinen bir gerçektir.
Hukukumuzda yer alan “Usul esastan mukaddemdir.” ilkesi de gözetilerek, öğrencilerin temel haklarını ihlal eden tüm bu hukuksuz işlemlerin somut norm denetimi yoluyla değil; idari dava ile çözümlenmesi gerekmektedir. O nedenle Anayasa Mahkemesinin anılan ret kararının öğrencilerin savunma hakkını etkiler nitelikte olmadığını ve öğrencilerin maruz kaldığı Anayasa Mahkemesi kararında vurgulanan temel hak ve ilkelere aykırı, hukuksuz işlemlere karşı yargı yoluna başvurmaktan çekinmemeleri gerektiğini belirtmek yerinde olacaktır.
ESKİŞEHİR AVUKAT CANSU ÖNÇLER UYANIK






