HAKARET NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNATA AYM’DEN RET!

Eskişehir tazminat avukatı hakaret nedeniyle manevi tazminat

Anayasa Mahkemesi kararına konu manevi tazminat davasında, bir dönem Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak görev yapan ve kamuoyunda yer tutan M.F. hakkında yapılan bir Facebook paylaşımına “dangalak” şeklinde yorum yapan başvurucuya karşı kişilik hakkının zedelendiğinden bahisle manevi tazminat talebinde bulunmuş ve mahkemece dava kabul edilerek M.F. lehine manevi tazminata hükmedilmiştir.

Kişilik Hakkının Zedelenmesi Nedeniyle Manevi Tazminat

Haksız fiil nedeniyle manevi tazminat, Türk Borçlar Kanunu md. 58 hükmünde öngörülmüştür.

3. Kişilik hakkının zedelenmesi

“MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
Eskişehir tazminat avukatı hakaret nedeniyle manevi tazminat

Manevi Tazminat Şartları Nelerdir?

TBK md. 58 hükmüne göre manevi tazminat şartlarının oluşabilmesi için;

  • Haksız bir fiil olmalı,
  • İşlenen haksız fiile uğrayan kişinin kişilik hakkı zedelenmeli,
  • Kişilik hakkının zedelenmesi sebebiyle kişi manevi olarak zarara uğramalı,
  • Kişilik hakkını zedeleyici fiil ile manevi zarar arasında illiyet bağı bulunmalıdır.

Manevi Tazminatın Miktarı Nasıl Belirlenir?

Eskişehir tazminat avukatı hakaret nedeniyle manevi tazminat

Türk Borçlar Kanunu md. 58 hükmünde manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin esaslar açık ve net bir şekilde öngörülmemiş, hakime takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatları ile manevi tazminat miktarının belirlenmesine ilişkin bazı usul ve esaslar öngörülmüştür.

⚖️ Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1687 E., 2019/427 sayılı kararında;

“…Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için Yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak
düzenlemiştir.
Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK m.24), isme saldırı (TMK m.26), nişan bozulması (TMK m.121), evlenmenin butlanı (TMK m.158/2), boşanma (TMK m.174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma (818 sayılı BK m.47, 6098 sayılı TBK m56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 sayılı BK m.49, 6098 sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir…”

⚖️ Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1398 E., 2019/132 sayılı kararında;

“…TBK’nın 58/2. maddesi hâkimin, bu tazminatın ödenmesi yerine diğer bir giderim biçimi kararlaştırabileceğini veya bunu tazminata ekleyebileceğini, özellikle de saldırıyı kınayan bir karar verip bu kararın yayınlanmasına hükmedebileceğini düzenlemektedir. Anılan hüküm uyarınca manevi tazminatın içeriğinin belirlenmesi hususunun da hâkimin takdirine bırakılmış olduğu söylenebilir (Atlan, H., Manevi Zararı Tazmin Yolları, İstanbul 2015, s. 85).
Buna göre, kişilik hakkının ihlali durumunda, uğradığı manevi zarara karşılık olarak, zarar görene manevi tazminat olarak bir miktar para mı ödeneceği, yoksa diğer bir tazminat şeklinin mi kararlaştırılacağı hususunda hâkim takdir yetkisine sahiptir. Kişilik hakkının ihlali sebebiyle şahısvarlığında meydana gelen eksilmenin para ile ölçülmesi mümkün olmamasına rağmen, manevi tazminatın kural olarak zarar görene ödenecek bir miktar paradan ibaret olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, takdir hakkını kullanacak olan hâkim, manevi tazminat şekilleri arasından, somut olaya en uygun olanına karar verebilecektir. Başka bir ifadeyle, hâkim davacının talebiyle bağlı olmaksızın manevi tazminatın içeriğini, paraya alternatif oluşturacak diğer bir biçimde belirleyebilir. Hâkim talep olmadıkça tazminata hükmedemeyeceği gibi; manevi tazminat talep edildiği takdirde şartlar gerçekleşmiş olmasına rağmen takdir yetkisine dayanarak manevi tazminata hükmetmekten kaçınamaz (Turan Başara, G., Kişiliğin İhlalinden Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat ile Haksız Kazancın İadesi, Ankara 2018, s. 256, 257).
TMK’nın 4. maddesiyle kendisine tanınan takdir yetkisini kullanan hâkimin, kararını gerekçelendirmesi ve takdir nedenlerini belirtmesi gerekir. Hâkimin sadece takdir yetkisine dayanarak, hakkaniyete göre karar verdiğini belirtmesi yeterli değildir. Hâkim vermiş olduğu kararı, objektif olarak değerlendirdiğini, somut olayın özelliklerini dikkate aldığını, öğreti ve uygulamada geliştirilen prensiplere göre bir sonuca ulaştığını ifade etmelidir. Elbette hâkim, davacının talebini göz önünde bulundurarak bu konudaki takdir yetkisini kullanmalıdır. Davacı, manevi zararının giderilmesini sağlayacak en iyi yöntemin para olduğunu düşündüğü için bu yönde talepte bulunmuşken, hâkimin artık takdir yetkisine dayanarak diğer tazmin şekillerine hükmetmesi isabetli olmayacaktır (Turan Başara, G., s. 257).
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 19.11.1997 tarihli ve 1997/4-35 E., 1997/976 K. sayılı kararında, her ne kadar BK’nın 49/3. maddesi ile manevi tazminatın niteliğini seçme yönünden hâkime takdir hakkı verilmiş ise de, somut olayın özelliği değerlendirildiğinde, bu takdir hakkının olaya uygun kullanılmadığı, davacının para isteğine hükmedilmesi gerekirken yalnızca kınama kararı verilmesinin isabetli olmadığı vurgulanmıştır.
TMK’nın 4. maddesi uyarınca hâkimin takdir yetkisini kullanması, niteliği itibariyle bir hukuk kuralının uygulanması niteliği taşıdığından, maddi hukukun uygulanmasında geçerli olan üst yargı denetiminin takdir yetkisinin kullanıldığı hallerde de uygulama alanı bulması gerektiği kabul edilmektedir. Üst yargı denetimini gerçekleştirecek olan makam, takdir yetkisinin kanunun öngördüğü yerlerde ve sınırlarda kullanılıp kullanılmadığını, hâkimin objektif kriterleri esas alıp almadığını, manevi tazminatın tespitine ilişkin olarak öğreti ve uygulamada geliştirilen ilkeleri dikkate alıp almadığını denetler (Turan Başara, G., s. 261).
TBK’nın 58. maddesinin manevi tazminata ilişkin genel hüküm niteliğinde olduğu dikkate alındığında, TMK’nın 24. maddesinde atıfta bulunulan hallerde de manevi zararın para dışında bir vasıtayla giderilmesinin mümkün olduğu söylenebilir (Turan Başara, G., s. 266).
Manevi zararın para dışında bir yolla giderilmesi için hâkimin verebileceği kararlar BK’nın 49/3. (TBK’nın 58/2) maddesinde sınırlayıcı bir şekilde sayılmamış olup, bunlara düzeltmenin veya kararın yayımlanması, cevap ve düzeltme hakkının kullanılması, saldırıyı kınayan bir karar verilmesi ve bu kararın yayımlanması örnek olarak verilebilir.
Uyuşmazlığın çözümü açısından özellikle saldırının kınanması kararı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Kınama kararı ve bu kararın yayımlanması, manevi zararın para dışında diğer bir yolla tazmin edilme türü bakımından 818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’nın da açıkça öngördüğü tek örneği oluşturur. Hâkim, sadece kınama kararını vermekle yetinebileceği gibi, bu kararın yayımlanmasına da karar verebilir. BK m. 49/3, “hakim… tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir” demekteydi. Görüldüğü üzere 6098 sayılı TBK, eski kanunda olduğu gibi kararın “basın yolu ile ilanı” ifadesine yer vermeksizin kararın yayımlanmasından söz etmektedir. Şu halde artık kınama kararı, diğer kitle iletişim araçları yoluyla da yayımlanabilecektir. Gerçi bu sonuç, eski Borçlar Kanunu döneminde de doktrinde kabul edilmekteydi. Bunun gibi, kınama kararına yol açan saldırının sadece kitle iletişim aracıyla gerçekleşmiş olmasına da gerek yoktur (Atlan, H., s. 281).
Belirtmek gerekir ki, TBK m. 58’e göre verilecek kınama kararından farklı olarak TMK m. 25/2, kararın yayımlanmasından başka, üçüncü kişiye bildirilmesi imkânını da tanımaktadır. Fakat doktrinde, kınama kararı bakımından da üçüncü kişiye bildirim yoluna başvurulabileceği belirtilmektedir. Buna göre, üçüncü kişiye bildirimin, kararın yayımlanmasının bir biçimi olarak değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte burada, diğer bir giderim biçimi söz konusudur. Saldırının tespiti kararıyla karşılaştırıldığında, kınama kararının yayımlanması, parasal tazminin yerine veya ona ek olarak hükmedilebilecekken, TMK m. 25 gereği kararın yayımlanmasına, ancak tespit kararıyla birlikte hükmedilebilecektir. Diğer taraftan, kınama kararının yayımlanması, mutlaka saldırının yer aldığı kitle iletişim aracıyla gerçekleştirilmek zorunda değildir. Hatta kınama kararını yayımlamakla yükümlü olduğuna ilişkin kanuni bir düzenleme bulunmadığından, saldırıdan sorumlu olan gazete sahibi, böyle bir kararı yayımlamakla yükümlü tutulamaz (Atlan, H., s. 282).
Davalıya bir edim yüklemeyen kınama kararının, yargılama faaliyeti yönünden geçerli kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin soruyu olumlu cevaplayan bir görüş; bu davanın tespit davasıyla yakından ilintili olduğu ve bu nedenle iki davanın usul yönünden aynı şekilde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesini kabul eder. Bu anlamda, davalının hâkim tarafından kınanması, hukuka aykırı olan saldırının tespiti olarak nitelendirilmiştir. Bunun tersine, kişilik hakkının hukuka aykırı olarak ihlal edildiğini tespit eden kararın, kınama kararı olarak nitelendirilebileceği de ileri sürülmüştür. Buna karşılık, her iki karar farklı amaca hizmet eder. Gerçekten, tespit kararı sadece kişilik haklarına yönelik saldırının hukuka aykırılığını tespit ederken kınama kararı, saldırının hukuka aykırılığının tespitinin yanında saldırının kınanmasını da kapsamına alır (Atlan, H., s. 281, 282).
Bu anlamda TMK m. 25/2 hükmüne dayanan saldırının hukuka aykırılığının tespiti kararından farklı olarak kınama kararı verilebilmesi için manevi tazminat koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Tespit kararı, kişilik hakkı saldırıya uğrayanın talebi üzerine verilebilir. TBK m. 58 kapsamında kınama kararının verilip verilmeyeceği ise hâkimin takdir yetkisi kapsamında çözümlenir (Antalya, G., Borçlar Hukuku Genel Hükümler (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre), C.I, İstanbul 2012, s. 507).
İsviçre Federal Mahkemesi de bir kararında para yerine veya buna ek olarak başka bir giderim yoluna hükmedilmesinin hâkimin takdir yetkisi kapsamında olduğunu belirtmiştir (BGE 131 III 26, 31)…”
Eskişehir tazminat avukatı hakaret nedeniyle manevi tazminat

⚖️ Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/3096 E., 2017/8288 sayılı kararında;

“…TBK 58. maddesi hükmüne göre kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak gösterilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır…”

Yukarıda alıntılanan Yargıtay kararlarında manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin nüanslara yer verilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin Manevi Tazminat Kriterleri

Eskişehir tazminat avukatı hakaret nedeniyle manevi tazminat

Anayasa Mahkemesi, hakaret nedeniyle kişilik hakkının zedelenmesinden doğan manevi tazminat davalarını genellikle ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü bağlamında değerlendirmektedir.

Emin Aydın isimli bireysel başvuru kararında “…İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik bir toplum”dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (bkz. Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014 § 95; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 48; Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 36; başka kararlar yanında bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

…İfade ve basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şu şekilde sayılabilir: Basında yer alan yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi ve konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veya sıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi), haber veya makalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları, bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları ile haber veya makalenin yayımlanma şartları ve yaptırımın ağırlığı (bkz. Nilgün Halloran, § 44; İlhan Cihaner, § 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, §§ 54-61).

…Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve ifade özgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkının çatışması hâlinde adil bir dengenin kurulup kurulmadığını her olayın kendine has özelliklerine göre takdir edecektir.

…Son olarak basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir (Kadir Sağdıç, § 76; benzer yönde AHİM kararları için bkz. Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37). Ne var ki eleştiri ile hakaret arasında bir ayrıma gidilmesi gerektiği açıktır.

48. Yargının işleyişine ilişkin meseleler kamu yararına ilişkin tartışmalar alanındadır. Bu çerçevede onun toplum için özel görevini hesaba katmak gerekir. Hukuk devletinin temel değeri olan adaletin teminatı olarak yargı, vatandaşların güvenine sahip olmalıdır. Cumhuriyet savcılarının adalet sisteminin işlemesi için vazgeçilmez önemi ile hem ceza yargılamasındaki diğer dava süjelerine hem de genel olarak halka güven telkin etmesi gereken rolleri göz önüne alındığında hakaret içeren ve küçük düşürücü sözlerden korunmaları gerekir. Özellikle hâkim ve savcıların konumları gereği bunlara cevap verememesi de dikkate alındığında bu husus önem kazanmaktadır (Morice/Fransa [BD], B. No: 29369/10, 23/4/2015, § 128).

49. Öte yandan, yargının devletin temel kurumlarından olması nedeniyle, ciddi temelden yoksun ve ağır şekilde zarar veren saldırılar haricinde hâkimler ve savcılar kabul edilebilir sınırlar içinde genel nitelikte eleştiriler yanında şahsen de eleştiri konusu yapılabilirler (Morice/Fransa § 131).

50. Mevcut başvuruya benzer davalarda derece mahkemeleri başvurucunun kullandığı kelimelere onun verdiği anlamın ötesinde bir anlam yüklememelidir. Dahası ifade özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda, ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir (Abdullah Öcalan, § 100). Buna karşın başvurucu, yazının bütününün ne konusu ne de amacına ilişkin makul bir açıklama getirebilmiş değildir.

51. Bir sözün gereksiz, anlamsız ve keyfi bir kişisel saldırı oluşturup oluşturmadığının tespit edilmesinde derece mahkemelerinin takdir payı bulunduğunda kuşku yoktur…” şeklinde gerekçe ile;

  • Hakaret içerikli ifadenin kime karşı (sıradan vatandaş veya kamuya mal olmuş tanınmış bir kişiye) söylendiği,
  • Hakaret edilen kişinin buna cevap verme imkanının bulunup bulunmadığı,
  • Hakaret içerikli ifadenin belirli bir amaç/niyet güdülerek mi söylendiği yoksa gereksiz bir keyfi saldırı niteliğinde mi olduğu,
  • Hakaret içerikli ifadenin anlamı, bağlamı ve sebepsiz saldırı niteliğinde olup olmadığına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Manevi Tazminata İlişkin Bahsi Geçen Anayasa Mahkemesi Kararı;

Eskişehir tazminat avukatı hakaret nedeniyle manevi tazminat

Anayasa Mahkemesi’nin 2023/47839 numaralı Nagihan TOĞYUNER başvurusu hakkında verdiği 16.09.2025 tarihli kararında;

“…Toplumsal hayatta kullanılan ve dilin anlam dairesinde olan sözcüklerin tazminata konu edilebilmesi için söylendiği bağlama göre sebepsiz bir saldırı oluşturmasının yanında hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisinin de gözetilmesi gerekir (bkz. § 14/vi). Davacının bizzat içinde yer aldığı tartışmada yaptığı açıklamalarının kamusal menfaate ilişkin olmadığı söylenemez. Başvurucunun da bu açıklamalar üzerine yaptığı paylaşım sonucunda davacı, kendisine yöneltilen kaba sözlerin odağında yer almıştır. Bu bağlamda, ilk derece mahkemesinin, somut olayda, davacının sebepsiz bir şekilde hedef alınıp alınmadığı hususunda bir değerlendirmede bulunması gerekmektedir.

22. İncelenen olayda manevi tazminata konu edilen “dangalak” ifadesi Türk Dil Kurumu güncel sözlüğünde “akılsız, düşüncesiz kimse” manasına gelmektedir. Söz konusu ifadenin değer yargısı içeren incitici ve sert bir ifade olduğu noktasında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte ifade özgürlüğü, ifadenin gerçek veya duygusal olup olmadığına, başkalarının onu yararlı veya zararlı, değerli veya değersiz olarak değerlendirmesine bakılmaksızın ifadeyi korur. İfadenin polemik içermesi veya kırıcı olması bile onu koruma kapsamından mahrum etmez (Orhan Gökdemir, § 42).

23. Öte yandan; basın yayın organlarını ve sosyal medyayı sık kullanan davacının, kendisine yöneltilen ifadeye cevap verme olanağının bulunup bulunmadığının (bkz. § 14/v) yargı mercilerince dikkate alınması önem arz etmektedir.

24. Ayrıca davacı kişilik haklarına saldırıldığını iddia etmişse de Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında belirttiği üzere demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğu hatırlatılmalıdır (Emin Aydın (2) [2. B.], B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52). Anayasa Mahkemesi yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun [1. B.], B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 102). Şu hâlde bir ifadenin kaba ve rahatsız edici olması hukuk sisteminde ceza veya tazminat şeklinde bir müeyyideye bağlanmasının tek başına haklı gerekçesi olmadığı bilinmektedir (Bekir Çeper ve diğerleri, § 29).

25. Eldeki başvuruda yukarıda yer verilen şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeleme ölçütlerinden; ifadelerin kim tarafından kime karşı dile getirildiği, ifadenin değer yargısı veya olgu isnadı olup olmadığı, tartışmanın kamusal bir yararının bulunup bulunmadığı ve güncelliği, ifadelerin bağlamı ile buna cevap verme imkânının gözetilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesinin başvurucu hakkında kurduğu mahkûmiyet hükmünde tartışmayı başlatanın kamuoyunda tanınmış bir kişi, buna cevap veren başvurucunun sade bir vatandaş olduğunu, tartışmanın güncel olup olmadığını ve kamusal bir yarara hizmet edip etmediğini, ifadelerin bütünü üzerinden bağlamın ne olduğunu, müştekinin başvurucuya cevap verme imkânının bulunup bulunmadığını, ifadelerin değer yargısı olup olmadığını değerlendirme konusu yapmadan sadece başvurucunun paylaşımında sarf ettiği “dangalak” ifadesine odaklanarak sonuca vardığı görülmektedir.

26. Bu durumda somut olayda tazminat davasında ilk derece mahkemesinin sadece ceza yargılamasındaki mahkûmiyet sonucuna odaklanıp sırf bu karara dayanarak tazminata hükmettiği, istinaf makamının ise sözün hakaret olduğunu belirtmekle yetinip Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen ölçütlerine göre somut olay açısından bir dengeleme yaparak bu konuda ilgili ve yeterli gerekçe oluşturma yoluna gitmedikleri anlaşılmaktadır. Oysa davacının kişilik haklarına saldırının oluşup oluşmadığının ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında -en azından yukarıda vurgulanan yönleriyle- bir dengeleme yapılmadan belirlenmesi düşünülemez. Kaldı ki yargı mercilerinin tazminata hükmederken gerekçelerinde (bkz. §§ 5-6) referans verdikleri ceza yargılaması kapsamındaki mahkûmiyet kararı da bireysel başvuruya konu edilmiş ve bu başvuruda Anayasa Mahkemesi adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (bkz. §§ 4-17). Başvurucu aleyhine manevi tazminata hükmedilen kararların gerekçesinde herhangi bir açıklama yapılmaksızın sadece davaya konu paylaşımı başvurucunun yaptığı tespit edilmiş ve ifadenin hakaret olduğuna karar verilmiştir. Mahkemeler; başvurucunun paylaşımında kullandığı ifadenin anlamını, bağlamını ve sebepsiz bir saldırı niteliğinde olup olmadığını değerlendirmemiştir. Bunun yanında müştekinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağı olup olmadığını yeterince tartışmadan sosyal medya paylaşımında kullandığı ifade nedeniyle başvurucu aleyhine tazminata karar vermiştir.

27. Bütün bu açıklamalar ışığında, somut olayda derece mahkemelerinin başvurucunun ifade özgürlüğü ile davacının şeref ve itibarının korunması hakkı arasında Anayasa Mahkemesinin koyduğu ölçütleri dikkate alarak bir değerlendirme yaptığını söylemek mümkün görünmemektedir. Şu hâlde, manevi tazminat ödenmesine karar veren mahkemelerin ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyduğu söylenemez…” şeklinde gerekçe ile; “hakaret”in muhatabının tanınmış bir kişi olduğu da gözetilerek anlamının, bağlamının, muhatabın cevap verme imkanının bulunup bulunmadığının ve dayanağı olan bir eleştiri olup olmadığının kararda yeterince değerlendirilmediğini belirterek Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile M.F.’nin şeref ve itibarının korunması arasında dengenin gözetilmediğinden bahisle ihlal kararı vermiştir.

Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

ESKİŞEHİR AVUKAT CANSU ÖNÇLER UYANIK

Web sitemiz’de çerezler kullanıyoruz. Bu, web sitemizi kullandığınız sürece çerez politikamızı kabul ettiğiniz anlamına gelir.